PAYLAŞ
Mustafa İslamoğlu ve Şeyhler

İslamoğlu Mustafa! Senin bir zamanlar şeyhlik yaptığını çokları bilmez ise de bilenler bilir. Onlardan biri de bu fakirdir. Ancak, işlerin, şeyhinin ölmesinden sonra yerine oğlunun geçmesiyle ilerleyen zamanlarda yolunda gitmedi. Görünen o ki, şeyhliğin bu yüzden çok sürmedi. Sen de şeyh olan babasının dünya değiştirmesiyle şeyhliği elinden alınan bir beşik şeyhinin yaptığı gibi yaptın. Bu beşik şeyhi, çocukken şeyh yapılmıştı. Yatırıldığı ve büyüdüğü beşiği babasının postuna talip olan bir başka şeyh adayı tarafından kırılıp başına geçirilmişti. İşte bu yüzden sözü geçen beşik şeyhi kendini kaybetmiş ve nihayet şeyhliği kökünden inkâr etmeye başlamıştı. Mustafa!. Sen de aynen onun gibi oldun.

Mustafa! Sen, bir yanda Humeyni Şiiliğine merak salarken diğer yanda da Mutezile, Efgani ve Abduh reformistliği ile oryantalistlerin İslam’a bakışlarının hasılatının teşkil ettiği hayli karmaşık inanç, zihniyet ve düşüncelerin toplandığı bulanık bir havuz oldun. Şahsiyet, kapasite ve kifayet noktalarındaki sıkıntılarının yanında şunlardaki farklı yanların kesişmeleriyle de aslında doğru dürüst hiçbirisinin adamı olamadın. Bölmeli kafa ifadesinde de anlatıldığı gibi çok renkli ve desenli bir mozaik teşkil ettin. Lakin bütün bu bücür ve bodur kalmaya rağmen yine de İslam’ın karşısında kullanılmaya elverişli olduğun düşünülmüş olmalı ki, akıl almaz yardım ve himayelere mazhar oldun ve olmaktasın.

Mustafa! Hakikaten süfli olan fikri ve ameli hayatın aynı otobanda gittikçe hız kazanan ve ilerleyen bir seyir takip etti. İlmi bir müktesebatının bulunmaması yanında hiçbir zaman fikri bir insicamın da olmadı. Buna rağmen konuştukça konuştun ve ha bire çam devirdin, çanak kırdın. Darılma ama hep ne zaman nereye çarpıp patlayacağı belli olmayan bir serseri mayın mahiyeti arz ettin. Yapacağın piyasa ve pazar araştırmaları neticesinde pek yakında Marksist, Leninist veya bir başka pek aşina olduğumuz bir ..ist olursan hiç şaşmayacağım.

Mustafa! Şimdi yine döktürmüşsün, -bağışla ama- kusar gibi konuşmuşsun. Şeyhlere ve şeyhliğe nizamat verip yol çizmişsin. Aslında söylediklerinin çoğu kendi içinde doğru şeyler idiyse de -affedersiniz- kusmuklarınla ve kendi pratiğinle bulaşık hale gelmişler.

Mustafa! Şunları demişsin:

1 – Tarikatlar karanlık; şeffaflaşmalı. Yav, herkesten hesap soran bir kurum var. Burası vakıf değil mi? Vakıflar Genel Müdürlüğü diye bir kurum var. Dernek kursanız gelir denetlerler. Şirket kursanız, Maliye’ye bağlısınız. Gelir denetlerler. Öyle mi efendim? Yani bir yere bağlısınız. Peki, bu tarikatları kim denetler? Bana söyleyecek biri var mı? Bu memlekette uç kuruş, üç bin lira, otuz bin lira sermayeli bir şirketi dahi denetliyorsunuz. Bilmem kaç milyar dolara hükmeden bu tarikatları kim denetliyor?

2 – Şeyhler ve yakınları mal beyanında bulunmalı. İhtisasları nedir? Tahsilleri nedir? Neyi bilirler? Yani bir imtihana tabi tutulduğunda ne çıkar?

3 – Müritlerin sırtından padişahlık ve sultanlık yapmaları engellenmeli. Mutlaka hepsine bir meslek öğretilmeli. Demirciliğe elverişli olan demirci, kömürcülüğe elverişli olan kömürcü, terzi olmaya elverişli olan terzi ve atölyelerinde alınlarının teriyle kazanmaya zorla icbar edilmeli.

4 – Holdingleşen tarikatlar denetim altına alınmalı, karanlık servetleri aydınlatılmalı.

5 – Şeyhliğe bir tahsil ve ilim standardı getirilmeli. Sakal uzatıp posta oturan efendi hazretleri olamamalı. Efendiler oldukça köleler ve sürüler devam edecek.

6 – Saltanat gibi şeyhlik babadan oğula, babadan kardeşe, babadan damada ve toruna geçmemeli. Tarikat saltanatı, saltanatların en berbatıdır.

Çözüm önerilerim bunlar. İlgilisine, erbabına ve yöneticilere duyurulur.

Mustafa! İsmail Dümbüllüvâri ifadelerle ortaya koydukların bunlar…

Bunlar aslında birkaç maddede toplanabilir.

Mustafa! Diyorsun ki:

Bir: Şeyhlerin imtihan edilmesi lazım; ihtisaslarının ne olduğunun sorulması gerekir.

Diyoruz ki: Olur. Neden olmasın? Böylece birçok hokkabaz sahtekârın önü alınabilir. Lâkin Bay Mustafa! Bu işi yapacak kimseler, sen ve senin gibi elifi görse mertek zannedecek cahiller mi olacak? Şeyhleri kim imtihan edecek? Laik T.C. mi? Sünnet inkârcısı sünnetsiz dinsizler mi? Şia tohumları mı? Oryantalistlerin maşaları ve av köpekleri mi? Tarikat, tasavvuf, zikir, züht ve takva düşmanları mı? Allah’ı işlerine karıştırmayan Allah’ın gönderdiği İslam’a düşman olduğu için ona alternatif bir İslam uyduran laikçi düzenin İslami vazifeleri tedvir işini verdiği müessese mi? Yoksa Cumhuriyet idarecilerince lağvedilen Osmanlı Meşihat Dairesi mi? Kim? Lütfen biraz ciddi olalım.

Mustafa!. Sonra aynı teklifi senin için yapsak ne dersin? Sen neyi biliyorsun? Hangi ihtisasın var? Yetkini sana kim verdi? Ümmetin âlimlerinin hepsini çöpe fırlatan, mezheplerin sana göre paket programlarını atıp insanlara kendi paketini arz eden senin hangi ihtisasın var? Mesela ilim diliyle yazılmış kadim İslami eserlerden birkaç satır okuyup anlatıversen, ha, ne dersin? Hangi ihtisasınla, bütün ilimlerde gelişi güzel konuşuyor, başında kartondan miğferi elinde de mukavvadan kılıcıyla yel değirmenine saldıran Donkişot gibi geçmişin o yüce dağlar gibi olan gerçek alimlerinin karşısına çıkıyorsun, onlarla harp etmeye kalkışıyorsun? Bu ihtisas tayini teklifini önce senin için düşünelim, sonra bakarız.

Mustafa! Diyorsun ki:

İki: Tarikatların ve şeyhlerin mali olarak denetlenmeleri icap eder. En küçük bir ticari işletmeyi, vakfı ve derneği denetleyen devlet, milyar dolarları bulan sermaye sahibi olan bu şeyhleri neden denetlemez?

Mustafa! Diyoruz ki: Buna da tamam. Ama bunda da aynı sıkıntı var. Bu işi kim yapacak, birinci maddede geçenler mi? Hem senin bu medya sermayenin kaynağı nedir? Hangi işi yaptın da bunları, bu büyük sermayeyi kazandın? Sen evvela bu karanlık taraflarını aydınlat. Merak etme sonra şeyhlere de sıra gelir. Bu sermaye sana şayet birilerince hediye edildiyse şeyhlere neden edilmesin? Senin ne ayrıcalığın var, söyler misin? Hem, bir zamanlar siz onun terliği bile olamazsınız diyerek kavuk salladığın ve yalakalık yaptığın, her dem garbın hizmetinde olduğunu açıklayan o malum Amerikalı vatandaşımızın teşkilatının on milyarlarca dolar hatta yüz milyar doları aşan sermayesi hakkında yetkililere hangi araştırma teklif veya tavsiyesinde bulundun? Amerikalı vatandaşımızın sol parti kurdurduğu sosyalist imamı cem evleri kurdurduğu alevi imamları olabildiğine göre sen de onun medya imamlarından biri olmayasın?!

Mustafa! Diyorsun ki:

Üç: Hiçbir mesleğin ve işin sahibi olmamalarına rağmen nereden geçinmekte olduklarının bilinmesi lazımdır.

Diyoruz ki:

Bu da olabilir; hatta iyi olur. Lakin bunları da evvela sana sormuş olalım; zararı yok, sonra şeyhlere de sorarız. Sahi Mustafa, senin dünyalık işin nedir? Sermayen nereden geldi? Ayıptır. Lütfen terazin tek ve sağlam olsun. Çifte terazili olma.

Mustafa! Diyorsun ki:

Dört: Bunlara demircilik ve benzeri işler verilmesi gerekir.

Diyoruz ki: Eyvallah, Şeyhlerin Ümmetin işlerinden artan vakitleri olursa neden olmasın? Hem, belli belde ve kavimlere gönderilen geçmiş peygamberlerin birçoğunun marangozluk, demircilik ve benzeri meslekleri vardı. Bu, senin yaptığın gibi alay mevzuu bir şey değildir. Ancak dini işleri üstlendikten sonra dünya işleri bulunmayan Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e ve diğer dört halife Radıyallahu Anhum’a hangi işi münasip görürdün? Bir söyle de biz de öğrenmiş olalım.

Mustafa! Sana gelince… Mesela ben senin için metropol belediyelerin umuma ait helalarının lağımlarının temizlikçiliğini pek münasip görüyorum; ne dersin? Darılma bana, bu da bir meslektir. Hem bu hizmeti görenlerden ne ayrı yanın var? Onların senden hangi eksiğini gördün?

Mustafa! Diyorsun ki:

Beş: Şeyhliğin babadan oğula yahut kardeşten kardeşe veya kayınbabadan damada geçmemesi lazım.

Diyoruz ki: Senin Hocaoğlu müstear ismiyle şöhret bulan bir kimse olduğun gizli değil, biliniyor. Belli ki bunda bir beis görmemektesin. O halde hocalığın babadan oğula geçmesiyle şeyhliğin babadan oğula geçmesi arasındaki farkı lütfedip de bir anlatıversen, inan ki bizi de nicelerini de rahatlatacaksın… Tamam, hak etmeyenler için bu dediğin de doğru. Kitabın ta ortasından bir konuşma… Ancak şeyhliğin babadan oğula yahut kardeşten kardeşe veya kayın babadan damada intikali, liyakati yine liyakat sahibi kimselerce takdir ve teslim edilen kimseler için neden meşru olmasın? Bu husus akidevi yahut ameli bir mahzur mu bulundurmaktadır? Kur’an bu meselede ne diyor, ona danışarak mı konuşuyorsun? Sonra Kur’an’da haber verilen oğlu veya kardeşleri peygamber olanlar var. Mesela İbrahim Aleyhisselamın, oğulları İshak Aleyhisselamın ve İsmail Aleyhisselamın peygamberliklerine ne diyorsun?

Mustafa!. Yoksa Allah Teâlâ’ya da mı bir itirazın var? Yahut yeni bir şeriat mı vazettin de vatandaşlarımızın bundan haberi olmadı? Açık konuşsan çok iyi olur. Bu sözlerini sarf ederken kafanda canlandırdığın kimselerin kifayetsizliklerini mertçe ve adam gibi ispat edersen kabul edelim. Ancak böyle delilsiz ve desteksiz konuşursan korkarım ki ciddi adamlar sana geveze derler. Belki üzülürsün. Benden söylemesi. Demedi deme.

Mustafa! Senin şu -ne gibi olduğu apaçık görünen- çıkışından ve kulağımıza gelen bazı haberlerden belli ki, bazı yetkili ve etkili mercilerce bir operasyon başlatılacak. Bu çıkışın seninle aynı kafada olan, aynı kaba su dolduran ve bir takım işlerini senin işaretlerine göre yaptığı müşahede edilen Diyanet İmamı Görmez’in muhtemelen şeyhler hakkında bir takım tasarruflarda bulunmasının ilk adımı olabilir. Bekleyelim. Kur’an’da yanlışlıkların bulunduğunu, bazı Kur’an kıssalarının hakikatte yaşanmadığını, sadece temsili hikayeler olduklarını, Kur’an’ın bir kısmının başka metinlerden araklama olduğunu, Kur’an’a tarihsellikle yaklaşılması gerektiğini iddia etmekle kalmayıp, Allah’ı zalim ilan eden bir imansız tefsir profesörüne müftüler toplantısında açış konuşması yaptıran, demek isteyip de diyemediklerini böyle kafadarlara söyleten Görmez’in, şeyhlerle alakalı adımlarını bekleyelim, görelim.