PAYLAŞ
Mustafa İslamoğlunun Masalları

İslamoğlu’nun Masallamaları yazısında Üveys AKI Hoca Efendi bizlere İslamoğlu’nun düştüğü hatayı ve onun takipçilerine de bir uyarıyı yineliyor. Yazarın İslamoğlu anlayışına karşı yazdığı diğer makaleler için yazar ismine tıklayabilir ya da şu bağlantıyı kullanabilirsiniz.

Mustafa İslamoğlu’nun Masallamaları

Kendi çağdaşı olduğu halde, Fethullah Gülen ve yapılanmasını 17-25 aralığa kadar doğru okumayı bırakın, tam tersinden okuyarak “O bir âlim, hadi bir Fethullah Hoca yetiştirin de göreyim sizi. Hattâ Hoca’nın ayakkabısını yetiştirin, alnınızdan öpeyim sizin.” diyen birisinin, İslam târihindeki on küsur asırlık tartışma ve ihtilafları doğru tanımlayıp isâbetli değerlendirmesi nasıl beklenebilir?!

Ancak buna rağmen, özellikle hadis tarihi başta olmak üzere, tüm târîhî olayları kendi fikir ve söylemleri lehine olacak biçimde o kadar netlikte anlatıp yorumlamaktadır ki, imkansız olduğunu bilmeselerdi, dinleyenler onun her şeye gözüyle şâhid olduğu vehmine kapılabilirlerdi!

İslamoğlu’nun Masallamaları Uyutuyor

Buda bize göstermektedir ki;

Kendilerini aklediyor zannettikleri halde, hocalarının bilâ istisnâ her söylediğine kafa sallayıp tasdik eden bir cemaat kurmayı başarabilmiş olan İslamoğlu’nun, hayran kitlesine anlattığı şeylerin önemli kısmı, geniş hayal gücünün ürünü olan ideolojik kurgulardan ibârettir.

Bu son derece güçlü hayal dünyası, okuduğu ve hattâ bir kısmını tercüme ettiği oriyantalist eserlerin de etkisiyle, ister istemez onun Kur’ân okumalarına da yansımaktadır.

Bu sebeple Kur’ân araştımaları, karmaşık zihin dünyası ve hayal gücünün sentezi olarak tanımlayabileceğimiz şahsî yorumları, bizzat kendisi tarafından Allah’ın kesin murâdı olarak algılanmakta ve dolayısıyla sunumları da bu formda olmaktadır.

Vehimlerini Allâh’ın Murâdı Biliyor

Artık İslamoğlu fanlarının, reformist ve materyalist mantıktan sıyrılarak, Kur’ân’ın bizden isteği biçimde akletmeye başlamalarının ve hadis tarihi ile hadis edebiyatı noktasında saplandıkları konfabulasyon çıkmazından tez zamanda kurtulmalarının şart olduğunu düşünüyorum.

Bunu başaramadıkları müddetçe; ümmetin icmâ ettiği konuları bile içlerine sindiremeyip, geçmişlerini toptan ahmak yerine koyarak tek akıllı ve anlayışlı zümrenin kendileri olduğu kuruntusundan kurtulamayacakları âşikardır.

Netîce-i kelam, işte bu vehimden sıyrılabilirlerse, ancak o zaman fıtrata dönüp gerçek anlamda özgür düşünebilmeleri mümkün olacaktır.