PAYLAŞ
Tasavvuf Bidat midir?

Tasavvuf bidat diyenler karşısında Eşref Yılmaz Hoca Efendi bir cevap hazırladı. Hazırladığı cevap, Tasavvuf Nedir, Tarikat Nedir başlıklı makalesinde yer aldı. Biz de burada kolay okunabilmesi açısından parça parça istifadenize sunduk.

Tasavvufun Bidat Olduğu Söyleniyor

Bu suâle birkaç yönden cevap vermek mümkündür. Biz kısaca şunu ifade edelim:

Büyük Muhaddis Zafer Ahmed el-Osmânî (Rahimehullâh), İmâm-ı Azam Ebû Hanife (Rahimehullâh)’ın: “Fıkıh, kişinin lehine ve aleyhine yönelik meseleleri bilmesidir” şeklindeki tarifinden hareketle, “ilmen ve amelen Allah’a ulaştıran yolu bilmenin” de açıkça bu kapsama dâhil olduğunu ifade etmektedir. [1]

Âlimler ilmi zahir ve batın olmak üzere iki kısma ayırmışlardır:

İlm-i Zâhir ve İlm-i Bâtîn

İlmi Zahir, lisan ile zikredilen ve Cenabı-ı Hakkın kulları üzerindeki delilini teşkil eden ilimdir.[2]

İlmi Batın, kalpte haşyet, huşu, tazim, muhabbet, ünsiyet ve şevk gibi güzel duyguların oluşmasına ortam hazırlayan ilimdir.

Başta Süfyan-ı Sevri olmak üzere pek çok Selef-i Salihîn Âlimleri üç kısma ayırmışlardır:

Hem Allah’ı hem de Allah’ın emrini bilen Âlim

Bu kısımla zahir ve batın diye tabir edilen ilimleri tahsil eden âlimi kastetmektedirler.

Allah’ı bilen fakat Allah’ın emrini bilmeyen Âlim

Bunlar Allah’tan korkan fakat zahir ilimde etraflıca bilgi sahibi olmayan âlimlerdir.

Allah’ın emrini bilen fakat Allah’ı bilmeyen Âlim

Bunlar ilmi zahir erbabıdır. İlmi batın konusunda bunların bir yetkisi yoktur, bundan ötürü bunlarda haşyet, huşu gibi güzide kalbi meziyetler söz konusu değildir. Selef bunları eleştirmektedir. [3]

Binaenaleyh nasıl ki ilk dönemde henüz olgunlaşmamış olan fıkhın; Nikâh, alış-veriş, şehadet, rehin vb. furûata dair meselelerine şer’î temel kaynaklara dönük olmasından dolayı “bidat” denilemiyorsa, aynen ilmi bâtın diye tabir edilen “tasavvufun” ilk dönem henüz şekillenmemiş, ama şeri kaynaklarla temellendirilen meselelerine de bidat hükmü verilmemesi îcâb eder.

 


[1] İla’u SÜnen ( 18- 448)

[2] Vereset’ül-Enbiya İbni Receb el-Hanbeli (17)

[3] Vereset’ül-enbiya İbni Receb el-Hanbeli 17